← Yayınlarımıza Dön
21.08.2026Yayın

ŞİRKETLER VE İŞ HUKUKU KESİŞİMİNDE: ASIL İŞVEREN - ALT İŞVEREN İLİŞKİLERİ VE HUKUKİ RİSK YÖNETİMİ – 4. Asıl İşveren - Alt İşveren İlişkisinde İş Kazalarından Doğan Müteselsil Sorumluluk ve İç İlişkide Rücu

4857 sayılı İş Kanunu m. 2/6 uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Kanundan doğan bu birlikte sorumluluk (müteselsil sorumluluk) rejimi, alt işveren işçisinin bir iş kazası geçirmesi durumunda da doğrudan uygulama alanı bulur.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında asıl işverenin gözetim, denetim ve koordinasyon yükümlülüğü devam ettiğinden, zarar gören işçi veya hak sahipleri, somut olayda doğan sorumluluk kapsamında tazminat taleplerini asıl işveren ve alt işverene birlikte yöneltebilmektedir.

İş kazası davalarında asıl işverenin salt "söz konusu işçi benim personelim değildir" şeklindeki savunması, Yargıtay uygulamalarında illiyet bağını kesen bir unsur olarak kabul edilmemektedir. Somut olayda asıl işverenin kendi işyerindeki İSG önlemlerini alt işveren nezdinde denetleyip denetlemediği araştırılır.

SGK'nın rücu talepleri bakımından ise 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinde öngörülen özel sorumluluk rejimi uygulanmakta; somut olayın özelliklerine göre asıl işveren ve alt işverenin sorumlulukları kusur ve illiyet bağı çerçevesinde değerlendirilmektedir. Asıl işverenin dış ilişkide ödemek zorunda kaldığı tazminatı iç ilişkide alt işverene rücu etmesi ise Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.

Ticari sözleşmelere eklenen rücu klozları tarafların kendi aralarındaki sorumluluk paylaşımında önem taşımakla birlikte, asıl işverenin kendi kusurundan kaynaklanan sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırmaz. Mahkemeler, rücu davalarında kusur tespiti yaparak asıl işverenin kendi kusuruna isabet eden tutarı alt işverene rücu etmesinin kural olarak mümkün olmadığını belirtmektedir.

Rücu talebine uygulanacak zamanaşımı süresinin başlangıcı ve süresi, somut olayın hukuki niteliğine ve uygulanacak mevzuat hükümlerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Uygulamada rücu davası açılabilmesi için asıl işverenin icra dosyasına veya hak sahibine fiilen ödeme yapmış olması aranmaktadır. Rücu süreçlerinde şirketlerin en çok gözden kaçırdığı nokta ise zamanaşımıdır.

Asıl işveren, tazminatı fiilen ödediği tarihten itibaren başlayan yasal süreyi (genellikle 2 yıl) kaçırmamaya ve SGK'nın kusur oranları üzerinden yapacağı rücu taleplerine karşı hazırlıklı olmalıdır.

Şirketler Açısından Sonuç: Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde hukuki risk yalnızca sözleşmenin hazırlanması aşamasında değil, sahada fiilen uygulanması sırasında da devam eder. Sözleşme öncesinde yapılacak hukuki inceleme, sağlam rücu hükümleri ve sahada yapılacak düzenli İSG uyum kontrolleri, kaza durumunda şirketinizi koruyacak en büyük güvencelerdir.